GIDA BANKACILIĞI

19.10.2020
62
GIDA BANKACILIĞI

Gıda Bankacılığı adil gıda dağılımı sağlama amaçlı geliştirilmiş bir sistemdir. Gıda Bankacılığı, sosyal market uygulaması üzerinden gıdaların dağıtımının ihtiyaç sahiplerine dağıtımını sağlar. Gıda Bankacılığı , Devlet tarafından yapılan vergi mükelleflerine vergi avantajı getirerek ,ihtiyaç sahiplerine yardımı kolaylaştırma mantığı üzerinden hareket etmektedir. Günümüz dünyasında sosyal politikaların sadece devlet eliyle yürütülmesindeki zorluklar, dernek ve özellikle de vakıf müessesi gibi köklü uygulamaların yeniden keşfine neden olmaktadır.

Gıda Bankacılığı uygulamasının olduğu ülkelerde, Gıda bankacılığının sağladığı vergi avantajları yatırımcıları cezbetmekte, firmaların sosyal sorumluluk ve tanınırlığını artırırken vicdanlarda yücelmesine de katkıda bulunmaktadır. Böylece, vergi indirimleri, reklam, toplumsal kabul, hayırseverlik gibi birçok husus bir anda gerçekleşebilmektedir. Dernek ve vakıfların kuruluşu amaçları çerçevesinde ister ahlâki ister lâahlâki olarak kabul edilsin, mevcut yapılanmada bu kuruluşlar aracılığı ile yürütülen gıda bankacılığının realitesinde bu hususun önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu makalede mevcut yapının sosyo-politik bakış açısından değerlendirmesi amaç edinilmiş ancak konunun moral değerlerine değinilmemiştir.

Gıda bankacılığı sisteminde; ekonomik açıdan durumu iyi olmayan vatandaşlar ile ellerinde çeşitli nedenlerle piyasaya sürülemeyen veya pazarlanması verimli olmayan ihtiyaç fazlası gıda maddeleri bulunan üretici, lokanta, market, otel vb. gerçek ve tüzel kişiler arasında köprü oluşturularak, bir yandan israfın önlenmesi, diğer taraftan sosyal adaletin sağlanması amaçlanmaktadır.

Geniş manada sosyal politika toplum içinde yaşamanın gereği tedbirler bütünüdür. Toplumda barışın ve huzurun sağlanmasında açlık başta olmak üzere yoksullukla mücadele politikalarının etkin olarak sürdürülmesi sosyal politikanın en önemli faaliyet alanlarından birini oluşturur. Ancak bu tür politikaların maliyetleri, hedef kitlenin miktarı ile orantılı olarak artmaktadır. T.C. Anayasa RG,S: 25483, T: 05 Haziran 2004. 

İnsan Hakları Yıllığı, Cilt 2856sı’nın 65. maddesinde ise, devletin sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen  görevlerini,  bu  görevlerin  amaçlarına  uygun  öncelikleri  gözeterek mali kaynakların yeterliliği ölçüsünde yerine getireceği hükme bağlanmıştır. Bu hükümden açıkça anlaşıldığı üzere açlık ve yoksullukla mücadele gibi öncelikli ve çok hayati uygulamalarda dahi mali kaynakların yeterliği ilkesi işlemektedir. Mali kaynak yetersizliği ise devletin amaç ve faaliyetlerinde kar amacı gütmeyen bir takım kuruluşlara özel bazı haklar sağlayarak kamu yararı kapsamındaki öncelikli faaliyetlerini teşvik etmesiyle aşılmaya çalışılmaktadır. Bir diğer değişle devlet sosyal politika sürecinin maliyetlerini dolaylı yollardan paylaşmaktadır. Dernek ve vakıflar aracılığı ile yürütülen gıda bankacılığı uygulaması tam da böyle bir sosyal politika sürecini ifade etmektedir.

Gıda bankacılığı sisteminin Türkiye’deki uygulamaları değerlendirildiğinde, Anayasa’da belirlenmiş olan “Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk devleti olması” ilkesine uygun olarak, ülke genelinde, gelir dağılımındaki dengesizlik-lerin giderilmesine ve yoksul kesimlerin desteklenmesine yönelik sosyal politi-kalar üretilmesiyle, toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi ve sosyal barışın korunması açısından büyük önem taşıdığı anlaşılmaktadır (Günal vd, 2007: 23). 5179 sayılı Kanun gıda bankacılığını kar amacı gütmeyen dernek ve vakıfla-rın oluşturduğu organizasyonlar olarak tanımlamaktadır (md 3).Bu kanun hük-müne göre gıda bankacılığının, yoksulluğu ve gelir dağılımındaki adaletsizliği ortadan kaldırmayı ve gıdaya herkesin adaletli erişimini ve bunların verimli bir şekilde kullanımını artırmayı amaçlayan politikaların bir parçası olarak sadece dernek ve vakıf statüsündeki sivil toplum kuruluşları aracılığıyla uygulanabile-ceği anlaşılmaktadır. Nitekim 2004 yılında Gelir Vergisi ile Katma Değer Vergisi kanunlarında yapılan değişikliklerle de gıda bankacılığının dernek ve vakıflar aracılığı ile yapılacağına zımni atıfta bulunularak bu hüküm desteklenmiştir. 5035 sayılı kanunun 8, 12 ve 14. Maddeleri ile Gelir Vergisi ile Katma Değer Vergisi kanunlarında yapılan bu değişiklikle gıda bankacılığı kavramı Türk vergi hukukuna da girmiştir.5035 sayılı kanunla; Gelir Vergisi Kanunu’nun 40 ve 89. maddelerinde yapılan değişikliklerle, fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara bağışlanan gıda maddelerinin maliyet bedellerinin bağışı yapanlar tarafından gelir vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılabilmesi imkanı sağlanırken; yine aynı kanunla Katma Değer Vergisi Kanunu’nun  17.  maddesinde  yapılan  değişiklikle  söz  konusu  teslimler  Katma  Değer Vergisinden istisna edilmiştir. Ardından 2004 tarihli 5281 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle istisnanın kapsamına; temizlik, giyecek ve yakacak maddeleri de dahil edilmiştir.

 Gıda bankacılığı değişen dünya koşulları çerçevesinde dönüşüme uğramıştır. Zira vergi muafiyetlerinin büyük firmalarca keşfedilmesi, hem firmaların karlılığını artırmaya hem de hayırseverlik şemsiyesi altında tanınırlık problemlerini çözmeye imkân tanıyan gıda bankacılığını popüler kılmıştır. Gıda Bankacılığı doğru uygulandığı takdirde açlık sınırının altında ki kesime yardım edecek zor koşullarda ki ihtiyaç sahiplerinin problemlerine çözüm olacaktır. Fakat unutulmamalıdır ki , Türkiye’de gıda bankacılığı sisteminin amacına uygun hedeflere yönelmesini ve toplumu refaha ulaştırmada kullanılan politikalar içerisinde sadece bir araç olarak kullanılmasını umuyoruz. Aksi durumda, gıda bankacılığı gibi bir sistemin politik amaç olarak benimsenmesi, toplumu  “sadaka devlet” anlayışı ile içli dışlı edecek ve çalışmadan yaşayabilme inancının yaygınlaşmasını hızlandıracaktır. Bu durum ise bizi ekonomik ve toplumsal olarak önemli ölçüde sıkıntıya sokacaktır.

Gıda Bankacılığı Derneği olarak Gıda Bankacılığı sisteminin düzgün bir şekilde sistemleştirilip toplumun ihtiyaçlarına cevap vermesini temenni ediyoruz.